Anasayfa / Gezi Rehberi / Tarihi Mekanlar / Şeyh ve Üst Düzey Bir Komutan

Şeyh ve Üst Düzey Bir Komutan

ADANA’DA ŞEYH AYNI ZAMANDA ÜST DÜZEY BİR KOMUTAN OLAN İBRAHİM EL CEBELİ NASIL ZİLLİ DEDE OLDU?? Ön bilgi: Alevîlerin Kilikyayı Ele Geçirmeleri ve Adana’daki Ramazanoğulları(H. 870-920) Kayıhan kabîlesi, Tatar akınını izleyerek Horasan’dan batı taraflarına geldi ve Tatarların şerrinden şaşmış vaziyette bir yerden bir yere göçtü. Ca’ber kalesi yanından Fırat’ı geçerlerken Osmânlıların atası olan reisleri Süleymân Şâh boğuldu ve kabîle ikisi büyük, ikisi küçük dört kola ayrıldı. Büyük kol, Horasan’a göçtü, adı anılmaz oldu. İkincisi kuzeye doğru yürüyüşüne devâm etti ve koca Osmânlı devletini kurdu. Küçük kol, Üçok aşîretine mensup yedi âileden oluşuyordu. Bunlar âileleri, yandaşları ve hayvan sürüleriyle batıya gidip Adana kırlarına yerleştiler. Bu yedi âilenin adları şunlardı: Yüreğir, Kusun, Varsak, Kara Îsâ, Özer, Gündüz ve Kuştemur. İçlerinde Yüreğir’e başkanlık verildi. Bu, Ermenilere başvurup onlardan sürekli Haçlı saldırılarından dolayı boşalmış olan Adana ovası ve Misis’te hayvan otlatma izni aldı. Yüreğir’den sonra yetki Ramazan Bey’e geçti. Kışın Adana ovasında kalır, yazın da Kusunlarla birlikte Gülek yöresine göçerdi. Kuştemur ise, kışın Tarsus düzlüğünde kalır yazın da Bulgar dağına göçerdi. Gündüz ise kışını Misis’te yazını da oranın dağlarında geçirirdi. Bütün ova onların elindeydi, ama şehirleri Ermenilerden çekip alacak güçleri yoktu. Bu durum elli yıl böyle sürdü. Bu arada Mısırlı Alevîler gelip Ayas kalesini fethettiler. Ermeniler denizin içindeki kaleye sığındı. Alevîler mancınıkla kaleyi taşa tuttu, sonra iki zayıf tarafından kaleye saldırdılar. Er-meniler kaleyi ateşe verip kayıklara binerek kaçtılar (H.822). Bu olay Türk Ramazanoğullarına Ermenileri Kilikya kentlerinden çıkarma konusunda cesâret verdi. Özer’den sonra yerine geçmiş olan oğlu Dâvûd, Alevî Sultân el-Melikü’l-Âdil Ebu’n-Nasr Barsbây’dan yardım istedi. İsteğine karşılık yardım gönderilince, bu yardımla kırların bir kısmını ele geçirebildi. Gündüz’ün oğulları ise Ayaş yöresinin alınmasında Alevîlere yardım ettikten sonra Mısır’a göç ettiler. H. 830 yılında Davud’un yalnız emîr unvanı kaldı, yönetim Alevî ordusu komutanın elindeydi. Bu olay amcası oğullarını da cesâretlendirdi. Ramazan Bey, Alevîlerden aldığı yardımla Adana ve Misis’i Ermenilerden aldı. Alevîler çadırlarını Adana’nın kuzeyinde Seyhan nehrinin kıyısına kurmuşlardı. Üst düzey komutanları Cebele kasabasından Şeyh İbrâhîm el-Cebelî idi; şehit düştükten sonra nehir kıyısına gömüldü. Mezarı Adana demir köprüsünün başına Bağdat İstasyonun doğusundadır. Kuştemur’un oğulları da Alevîlerin cesâretine sığındılar ve onlardan aldıkları yardımla ünlü Tarsus kentini Ermenilerin elinden alabildiler. Tarsus Fâtihii Muhammed b. Fellâh adıyla bilinen Şeyh Muhammed el-Beyâdirî’dir. Tarsus’ta sur kapısının içinde şehit düştü. Kapı açıldıktan sonra yedi adım yürümüştü; şehit düştüğü yerde gömüldü. Mezarı Timurkapı denilen demir kapının yanındadır. Alevî Sultân Barsbây ed-Dukâkî, Alevî sahillerine saldırmayı iş edinen Hıristiyanların elinden Kıbrıs adasını almış, Kıbrıs hükümdârını esir etmişti; cizye vermesi koşuluyla da onu serbest bıraktı. Bu olaylardan sonra Alevîler Türk Ramazan âilesiyle birlikte dağlık Sîs, Misis ve Gülek kalelerini ele geçirdiler. Bu kalelerin tümü Alevîlerindi ve buralara Avâsım denirdi. Avâsım geri alınınca Ramazan Bey, buralara emîr olarak atandı. Böylece Alevîler, Haçlı saldırılarıyla ellerinden alınmış yurtlarına geri dönmüş oldu. Bir süre sonra Ramazanoğullarından Ahmet Bey, Mısır Sultânına isyan bayrağı açtı ve bağımsızlığını îlân etti. Ahmed Bey’den sonra oğlu îbrâhîm Adana’ya emîr oldu. Mısır Sultanı onu azledip yerine Hamza Bey’i Adana emirliğine atadı. Hamza’nın muârızlarıyla yaptığı çatışmalarda öldürülmesi üzerine H. 885 yılında yerine Ramazanoğullarından Dâvûd Bey emîr oldu. Dâvûd Bey savaşta ölünce kentin emîri olarak yerine oğlu geçti. Emîrliği otuz dört yıl sürdü; Adana’da imareti ve medresesiyle birlikte Ulu Câmiin inşâsını başlattı. Câmî ve minâresinin yapı işçileri Mısır’ın en hünerli ustalarındandı. Câmî konusunda Alevîlerle Türkler arasında bâzı anlaşmazlıklar çıktı. Bu anlaşmazlığın öyküsü Adana’da günümüze kadar anlatılır. Halîl Bey’in Ölümünden sonra oğlu Mahmûd Bey, Adana’ya emîr oldu. Bu adam da Alevîlere yönelik düşmanlığa katıldı, onlara kötülükle karşılık verdi, Sultân Selîm’in Alevî katliâmına ortak olarak onunla Mısır’a sefere çıktı ve Türklerin hizmetinde yüz kırk sene bulundukları ve onları Ermenilerden kurtardıkları halde Kilikyadaki Alevîleri katletti. Haçlılardan sonra bu Alevîlerin ikinci imhası oldu. Kilikya’daki artakalan Alevîler, Türk halkına karıştılar (H.922). Mahmûd Beyin Mısır’da öldürülmesinden sonra H.970 yılında yerine geçen Pîri Bey, Adana’daki bedesteni, yâni büyük çarşıyı, ünlü câmiini ve Kervansaray’a benzeyen büyük sarayı inşâ etti. H.970 yılında öldü. Kanûnî Sultân Süleymân zamânında Pîrî Bey’in oğlu Dervîş Bey, Adana’ya emîr olarak atandı. Altı ay sonra vefât edince, yerine kardeşi İbrâhîm, ardından da Muhammed Bey atandı. Aradan uzun yıllar geçti, Kilikya, sanki boş bir harâbeye dönmüştü. Alevîler atalarının yurduna hasret duyuyordu. H. 1185 yılında bir grup Alevî, Antakya’dan Adana’ya göç etti; bunlara katılanların çoğalmasıyla Arap Alevîler, kent halkının üçte biri hâline geldi. Buralara üçüncü kez yerleşiyorlardı. Ancak buradaki eski Alevîlerle aralarında dinsel bir bağ oluşmadı, çünkü oradaki Alevîler genel olarak inanışlarını korumuş olsalar da, Arapçayı ve Alevî tarîkatini unutmuşlardı. Kaynak : Tarihhul Aleviyyun/ Muhammed Emin Galip et-Tavil — Yukarıda Muhammed Emin Galip et-Tavil ‘in aşağıdaki cümlelerde anlattığı Şeyh İbrahim cebeli zamanla cahil Türk halkı tarafından zilli dede diye anılmaya başlandı. ”’Ramazan Bey, Alevîlerden aldığı yardımla Adana ve Misis’i Ermenilerden aldı. Alevîler çadırlarını Adana’nın kuzeyinde Seyhan nehrinin kıyısına kurmuşlardı. Üst düzey komutanları Cebele kasabasından Şeyh İbrâhîm el-Cebelî idi; şehit düştükten sonra nehir kıyısına gömüldü. Mezarı Adana demir köprüsünün başına Bağdat İstasyonun doğusundadır.”’ Son olarakta Çukurova üniversitesinden Prof. Dr. Erman Artun türbe hakkında bilimsel çalışma adı altında yeni bir saçmalığa imza attı .. Aşağıda : Zilli Dede Türbesi / ADANA -Merkez -Cemal Paşa Mah. Türbenin Yeri: Adana İli merkeze bağlı Cemal Paşa Mahallesinde Çevre Yolunun girişinde türbesi bulunmaktadır. Zilli Dede Kimdir: Ethem Dede olarak da bilinen zat, halk tarafından Zilli Dede olarak anılmaktadır. Hayatı hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız Zilli Dede’nin kardeşlerinin yaşadığı dönem nedeni ile 16.-17. Yüzyıl civarında yaşadığı sanılmaktadır. Horasan erenlerinden olduğu rivayet edilir. Değişik kaynaklara göre rivayet edilen kardeşleri Durhasan Dede, Bulut Dede, Çoban Dede, Sadık Dede, Yoğurt Dede, Tosun Dede, Cabbar Dede, Muhittin Dede, Ali Dede, Ateş Dede, Bulamaç Dede ve Sultan Abla’dır. Türbenin Durumu: Türbe ziyarete gelenler tarafından temizlenmekte ve bakımı yapılmaktadır. Ziyaret Nedeni: Türbe ziyaretine genellikle çocuğu olmayanlar gelirler. Türbenin penceresine bebek saçı, bebek patiği gibi çocuk isteyenlerin adakları asılır. Ama genel uygulama olarak bebek isteyenler eğer çocuğu olursa gelip adak olarak göbek atarlar. Adak olarak mum dikilir ve şeker dağıtılır. Menkıbeler: 1-) Zilli Dede’yi ziyaret eden çocuğu olmayanlar şu duayı okur: “Al sana bir göbek, Ver bana bir bebek.” 2-) Ethem Dede çocuğu olmayanların haricinde evinde bir eşyasını kaybedenlerin de umududur. Şu mani okunarak Ethem Dede’nin kayıp eşyayı bulması istenir: Ethem Dede Ethem Dede / Gömleği keten dede / Kaybolan şeyi(*) bulursan / Sana üç(dokuz?) göbek atam dede… (* şey yerine kaybolan eşya söylenir) Kaynakça: Prof. Dr. Erman Artun- Adana Halk Hekimliğinde Atalar Kültü / Yrd. Doç. Dr. Zekiye Çağımlar- Adana ve Çevresinde İnsana Bağlanan Umudun Yatırlar ve Ziyaretler Boyutu / Suat Savur- Adana İli Tufanbeyli İlçesi Halk Kültürü Araştırması-2010.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.