Anasayfa / Makaleler / Efsaneler / Samandağ’ın Dağa Çıkan İlk Eşkiyası

Samandağ’ın Dağa Çıkan İlk Eşkiyası

Samandağ’ın Dağa Çıkan İlk Eşkiyası

Cemil Hayek

Hatay’da Fransız işgali’ne isabet eden 1928 – 1935 yılları arasında meydana gelen olaylar dizisi içinde Cemil Hayek ile ilgili pek çok rivayet ve anlatım söz konusudur. Tümü de Cemil’i öven nitelikteki anlatılar, ayrıca, bir Fransızca belgeyle de desteklenmektedir.
Yaşlıların anlattığına göre, Küçük Karaçay dolaylarında, Kabak Harnub (bugün Çanakoluk) köyünde yaşayan Hayek sülalesi mensubu Cemil Hayek ve kardeşleri öksüzdürler.
Bir gün, yöredeki toprak ağalarından biri, Cemil’in kız kardeşine tecavüz eder; İşgal altında olan Samandağ’ın adaletini kontrol eden Fransızlara ait adli mercilerden bir hayır göremeyen Cemil bu kişiyi vurur. Böylece Cemil’in eşkıyalığa uzanan kaçaklığı başlar. Bir kanun kaçağı olarak aranmaya başlayan Cemil, yanında ağabeyiyle (ibrahim) dağları mesken tutar. idari-askeri erk bakımından tam bir karmaşa ve kargaşanın yaşandığı bu evrede Fransız işgal erki de Cemil’i kanun kaçağı kabul eder ve peşine düşer. Birara yakalanır fakat, bir yolunu bulup kaçar…
Rivayetlerden birine göre, bir gün Cemil, bir Fransız subayının (makam arabasının) yolunu kesip yirmi kuruş ister. Can korkusu içindeki subay bu miktarın çok fazlasının bulunduğu para kesesini uzatır; Cemil, yalnız yirmi kuruş sayıp alır, keseyi geri verip tekrar ormanın karanlığına karışır…
Tüm anlatılar, Cemil’in onurlu, iyi yürekli, adil, halktan yana bir eşkıya olduğu yönündedir. Kaldı ki, siyasal-idari-askeri erk kargaşası içinde, toprak ağalarının, Fransız işgalcilerinin, Osmanlı artışı idarenin ve bir takım silahlı çetelerin kıskacında ezilen halkın Hayek’e övgüler dizmesi, ağıtlar yakması, onun için destanlar söylemesi boşuna olmasa gerektir. Nitekim, yaşlıların ifadelerine göre, halk tarafından, Cemil’in -sözgelimi- Mutayiran’da olduğu ihbar edilip, o, Harbiye civarında bir ziyafet ile ağırlanır; ertesi gün Harbiye’de oldu÷u ihbar edildikten sonra Süveydiye’de (Samandağ) ağırlanıp, saklanır.

Cemil ile ağabeyinin sonlarını getiren ise, hain bir gammazlık olmuştur. ikisi, derme çatma evlerinde (kimi anlatılara göre bugünkü Değirmenbaşı dolaylarında, nehir kenarındaki bir kulübede) bulundukları bir sırada, ihbar üzerine gelen ve kaçmayı imkansız kılacak biçimde evi saran Fransız askerlerine teslim olmayı ret ederek çatışmaya girer. Düşman eline düşmektense ölmeyi yeğ tutan Cemil, ev ateşe verilince, önceden cebinde saklamış˙ olduğu son iki fişeği çıkarır, önce ağabeyini vurur, sonra tüfeğin namlusunu ağzına koyarak tetiği ayak parmağıyla çeker. (Destanın son bölümü Cemil’in son anda ağabeyiyle yaptığı konuşmadır.)
Fransızlar ikisini at sırtına yükleyip Antakya’ya götürür; Cemil’i, kafası parçalanmış , yerlere kanlar akar halde teşhir ederler. (Bir anlatıya göre de, o sırada cezaevinde bulunan babalarına gösterirler.)

Kabak Harnub (Çanakoluk) köyündeki araştırmalarımız sırasında rastladığı mız, Cemil Hayek’in farklı anadan kardeşi, 85 yaşındaki Salim Güleç , bütün bu anlatıları doğrulayarak,
Cemil’in bir de Ali Çelek (Çolak Ali de olabilir) adında bir yoldaşı olduğunu da eklemiştir.

Cemil’in Fransız işgal kuvvetleriyle çok sık çatışmaya girdiğini de ekleyen Salim Dede, kızkardeşleri olan Ruzena’nın da hala hayatta olduğunu ve bütün olayları daha iyi bildiğini, ayrıca Cemil Hayek destan ve kıssalarının Aknehirli Nesim Gül tarafından çok iyi bilindiğini ve anlatıldığını da kaydetmiştir.

Cemil Hayek’in Fotoğrafı (Pierre Bazantay Arşivinden.)

Fransız işgali yıllarında Antakya’da Eğitim Müdürlü’ğü görevini yürütmüş ve bölgeye ilişkin bir çok kayıt tutmuş olan Pierre Bazantay’ın yakınlarından alınmış olan Fransızca belgede ise şu bilgiler yer alır:
“1928’de, Suveydiye yolu üzerindeki küçük Kabak Arnub Köyü’nde, küçük toprak sahiplerinden oluşan Hayek ailesi yaşamaktaydı. Erkeklerin evde olmadıkları bir gün,
Hayek’lerin kızlarından evli olan birisi, yöredeki zenginlerden biri tarafından kaçırıldı. Kızın babası kaçıran hakkında davacı oldu. Kaçıran adam, mahkemece bir ay hapis cezasına çarptırıldı ve (sonra) cezası affedildi. Delikanlı Cemil’in babası Muhammet Hayek, suçlunun cezasını bizzat vermeğe yemin etti ve birkaç gün sonra mütecavizi tüfekle öldürdü. Jandarma kendisini kırsal alanda, evine kadar izledi ama yakalamayı başaramadı. Bu takiplerden biri sırasında, jandarmalar eve girdiler. Hayek’in kızlarından biri de evdeydi. Jandarmalar içki içip sarhoş olduktan sonra genç kıza tecavüz ettiler.

Ve işte bu günden sonra Hayek, saklandığı yerleri açıklayanları ve kendisine fazla yaklaşan jandarmaları öldüren bir eşkıyaya dönüştü. Bir defasında yakalandı ama tedavi edildiği hastaneden kaçmayı başardı. Köylüler ona hayrandılar. Ne köylüleri, ne de yolcuları hiç huzursuz etmiyordu. Birçok kez Suveydiye yönünde giden araçları durdurduğu olmuştu. Ama onlardan sadece sigara istiyor, sonra yola devam etmelerine izin veriyordu. Bu durum,
15 Nisan 1935’e kadar böyle devam etti. O gün jandarmalar, Kabak Arnub’da, Cemil Hayek’in sığındığı evi kuşattılar. Çıkan çatışmada Hayek, iki jandarma erini daha öldürdü. Ancak ev ateşe verilmişti. Çevreleri gözetim altındaydı. Kaçmanın olanaksız olduğunu anlayan Cemil Hayek ve bir erkek kardeşi yanan evin içinde kendi yaşamlarına son verdiler…
Antakya’da, resmi lisenin yakınında yapılan cenaze merasiminde, saygıyla bekleyen 1.500 alevi vardı.
Cemil Hayek bir istisna değildir. Ondan önce 1925’te, Şehin Leymuni de namus cinayeti sonucu dağa çıkmış, dağda pusuya düşürülerek öldürülmüştü. Kardeşinin katilini vuran Suveydiye’li Burra adlı biri de aynı şekilde dağa çıkmıştı. (…)”

 

Araştırma: Ender Özbay Link:>>

Hazırlayan: Meka [Samandağ TV]

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.