Anasayfa / Makaleler / Denemeler / Samandağ’da İpek Böceğinin Öyküsü

Samandağ’da İpek Böceğinin Öyküsü

Samandağ’da İpek Böceğinin Öyküsü

İsmail Zubari

Ey Vasi; bazen bana soruyorlar “kimdir bu Vasi, gerçek midir, hayali midir” diye. Aslında bende bilmiyorum. Samandağ’ı anlattığım, onunla birlikte dağ-taş gezdiğim, farklı kültürleri, gelenek görenekleri, el sanatlarını incelediğim biridir. Dostum, arkadaşım olduğu gibi, hayali birisi de olabilir. Samandağ’ı tanımak isteyen herkes kendini onun yerine koyabilir.
Bugün Vasi’yle binlerce yıldır insanı sarıp sarmalayan, bazen değerli bir hediye, bazen de elbise dolabımızın en müstesna yerine astığımız elbise veya evimizin başköşesini süsleyen bir aksesuar olarak kullandığımız ipeğin öyküsünü anlatmaya çalışacağım. Bunun yanında ipek böceğinin yegâne besin kaynağı olan dut yaprağından ve onun benim için özel bir anlam teşkil eden ağacından bahsedeceğim. Bunu anlatabilmek için tarihin derinliklerine bir göz atmamız gereklidir.

ipek-böcekçiliği-samandağ--(17)

İlk çağlarda kara ticaretine adını veren “ipek yolu” asırlar boyunca tüccarların ana güzergâhını oluşturdu. Binlerce yıl kralların, kraliçelerin en gözde giyim-kuşamı ipekten oluştu.

Günümüze kadar uzanan bu gelenek hala sürmekte, ipek kumaşlar değerli hediyeler arasında yerini korumaktadır. Çin’den yayılıp Hindistan ve İran’da en yüksek inceliğine ulaşan bu kumaş rengârenk işlemeleriyle, parıltılı yaşamın vazgeçilmez aksesuarlarını oluşturdu. İnsanoğlunun ilk çağlarda keşfedip kullanıma sunduğu egzotik buluşlardan biridir ipek. Develer üstüne yüklenen mallar kervanlarla iç bölgelere ulaştırılırken ipek yoluna hâkim olan devletler büyük bir zenginlik ve refaha ulaştılar. Bu yüzden savaşlar eksik olmadı.

Samandağ, kara ticaret yolunun kenarında kalıyordu, ama sahip olduğu limanlarla antik çağın en önemli deniz ticaret merkezlerinden biri oldu. Mezopotamya ve Akdeniz havzasından yüklenen mallar genellikle Al-Mina (daha sonra Seleucia Pieria) ya çıkar oradan iç bölgelere dağıtılırdı. İç bölgelerden gelen mallar ise gemilerle başka limanlara ulaştırılırdı.

20. yüzyılın ortalarına kadar küçük gemilerin girişine izin veren Asi Nehri ağzı, binlerce yıl liman görevini yerine getirmeye devam etti. Seleucia limanı tahrip olduktan sonra tekrar önem kazanan Al-Mina’da eski ilk çağ ihtişamından ve limanından eser kalmasa da gemiler giriş çıkışlarını sürdürdüler.

19. yüzyılda ilçemizde ipek yetiştiriciliği oldukça ilerleme sağladı. Kurulan işletmelerde ağaların, beylerin yanında çalışanlar sürekli dut ağacı eker, budar, aşılar ve yaprak taşırlardı. Çünkü ipek böceği sadece dut yaprağıyla besleniyordu. Bunun yanında evlerde de küçük ölçekli üretim yapılıyordu.

İpek üretimiyle birlikte halkın kaderi de değişmeye başladı. Köylerde ve kasabada artan ipek üretimi zamanla halkın en önemli gelir kaynağı oldu. Bu yüzden dut ekimi çoğaldı. “Cüvvi” dediğimiz kalın ve bol sütlü yaprağı olan ağaç çeşitleri her yeri doldurdu. Bu ağaçtan elde edilen yapraklar üretimi ikiye katladı. Aşı sayesinde dut tanesi vermeyen ama sık, kalın ve besleyici yapraklara sahip ağaçlar Süveydiye’nin her tarafına yayıldı. Eski toprak evlerin önü bu tür ağaçlarla kaplandı. Dutlar koyu gölgesi sayesinde yaz sıcağında bile oldukça serin bir gölgeye sahiptir. Aşılanmayan ağaçlar ise bol verdikleri dut taneleriyle rengârenk kuşların beslenmesini sağlıyor ve bu hayvanların ötüşleri birbirine karışıyordu.

İlkbaharda yumurtadan çıkan minnacık ipek böceği 40 gün boyunca bu yapraklardan beslenip ardından kozasını örerek içine hapsolur. Çeşitli işlemlerden geçirilen kozalar iplik haline getirilir. Dut yaprakları yılda birkaç kez koparılsa bile yine de yeşerir. Bu yüzden ipek yetiştiriciliğinden sonra hayvan beslenmesinde de dut ağacının yaprakları kullanılabiliyordu.
Kerestesi gemi yapımcılığında önemli bir yere sahip olan bu ağaçtan daha birçok alanda ekonomik fayda sağlanıyordu. Anadolu halk ozanlarının vazgeçilmez müzik âleti sazların kıymetlisi dut ağacından yapılanıdır. Evlerde çeyiz sandıkları ve değerli eşyalar yıllarca yıpranmadan kullanılıyor, nesilden nesile aktarılabiliyor.

İpek böceği yetiştiriciliği basit ama çok hassas bir konudur. Toplu iğne başı gibi ince siyah yumurtalar açılıp yavaş yavaş beslenmeye başlayınca taze dut yapraklarını bıçakla kesip vermek lâzım.

Lârvalar çok küçük ve siyahtır bu dönemde. Dut yaprağını yedikçe büyümeye ve rengi beyaza dönüşmeye başlar. Yaklaşık bir hafta sonra artık dut yaprakları tam olarak verilmeye başlanır. İpek böceği ortalama 40 günde erişkin hale gelir ve son aşamada kozasını örerek içine hapseder kendini. Evrimini koza içinde sürdürecektir artık. Bu aşamaya gelmeden önce haftada bir kere olmak üzere beş kere uykuya dalar. Uyku zamanlarında yem vermeyi kesmek gerekir. Uykuya daldığını anlamak çok basittir. O gün başı dik olmak üzere hareketsiz olur. Yaşlılar gömlek değiştirdiğini söylerler. Yani büyümek için enerji depoluyordur. Her uykudan sonra dut yaprağı miktarını artırmak gerekir. Çünkü büyüdükçe tüketimi artar. Zaten ipek böceğinin olduğu yere girdiğinde biteviye hışırtı sesi duyarsın. Ha bire yaprakları kemiriyordur. En zor aşama son uykudan sonraki dönemdir. Sebebi de artık bayağı irileşmiş olması ve kozasını örmeden önce yeterli besini depolamak için durmadan yaprak kemirmesidir. Bu aşamada dut yapraklarını sürekli tazelemek gerekir. Ne kadar bol verirsen kozanın kalitesi o kadar artar. Kozayı örmeye başlamadan önce rengi beyazdan bal mumu sarısına dönüşmeye başlar. Şeffaflaşır. O zaman kozayı öreceğini anlarsın, sarımtırak renge dönüşen böcekleri seçip ayrı bir ranzaya alırsın. Biraz yaprak koyar ve yanına dikenli çalılardan demetler yerleştirirsin. Çalıların bol girintili çıkıntılı olması kozasını örmek isteyen böceğin işini kolaylaştırır. Dıştan içe doğru ağzıyla örerek kozanın içine kendini saklar. İpek böceklerinin tamamı kozasını örünce –ki birkaç gün içinde hepsi örer- hemen kozaları toplamak ve satış yerine götürmek gerekir. Çünkü bırakırsan 10-15 gün içinde kozayı deler ve kelebek olarak uçmaya başlar. Delinen kozalar bir işe yaramaz. Bu yüzden satış yerine erkenden ulaştırmak lâzım gelir ki; kozayı satan alan kişi veya kurumlar onları değerlendirebilsinler. Kozalar gidecekleri yere varınca kaynar su kazanlarına atılır ve usta ellerin marifetiyle iplik haline getirilir. Bu işlemlerden sonra dokuma işi gelir. Kimi el dokuması yapar kimisi de dokuma fabrikalarında işleyerek renk verir ve dikime gönderir.
İpek böceğinin yetiştirildiği odalar çok temiz, ferah, havalandırması iyi ve badanalı olması şarttır. En ufak bir ilaç kokusu ölümüne sebep olur. Aynı şekilde dut yapraklarının da temiz ve ilaç değmemiş olması lazımdır. Buna çok dikkat etmek gerekir.

Ey Vasi; Bugün Samandağ’da binlerce yılın kültür miraslarından biri daha yok oluyor. İnsanlık tarihi kadar eski bu doğal varlığımız, diğer paha biçilmez eserlerimiz gibi gözlerimizin önünde yitip gidiyor. Bu güzelim ağaçlar barbar iştahımızın kurbanı oluyorlar. Atalarımızın geçim kaynağını sağlayan bu ağaçların kıyımı bir an önce durdurulmalı ve ekimi teşvik edilerek ipek üretimine destek verilmelidir.

Çocukluğumda yıllarca yetiştirdiğim ipek böceğinin ve Samandağ’ın ünlü ipek ürünlerinin hikâyesi kısaca böyledir. Bundan sonra giyeceğin ipek gömleğin, hediye alacağın bir fuların, kravatın veya örtünün ne emeklerle ortaya çıktığını hatırlamanı isterim. Haa dut ağaçlarının başka faydası var mı? Elbette onu da söyleyeyim.

Samandağ’ın meşhur boğma rakısı “Tini”yi bu ağaçların altında içenler bilir. Buranın sohbetlerinde ayrı bir tat, türkülerinde vuslat vardır. Hayatımın tatlı anılarını yaşadığım ve hep müstakil bir evin önünde hayal edip özlemini çektiğim bu güzelim ağaçların ekimi teşvik edilmelidir. Onlarsız bir Samandağ düşünemiyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.